AHMED
DAVUDOĞLU
370 -
372 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:
Müslim şarihlerinden.
Kurtubî 'nin beyanına göre bazı hadis alimleri bu hadisin başındaki «bede'e»
fi'lini hemzesiz olarak «beda» şeklinde okumuşlardır. Çünkü «başladı» manasına
gelen «bede'e» fi'li müteaddîdir; mef'ul ister, halbuki hadisde mef'ul zikredümemiştir.
Rivayet «bede'e» şeklinde hemze ile gelmişse de müşkildir. Hatta ulemadan
bazıları bu rivayeti kabul etmiyerek kelimenin «zuhur etti» manasına gelen
«beda» şeklinde okunacağım iddia etmişlerdir. «Beda» kelimesi lazım fi'l olduğu
için mef'ule zaten hacet yoktur. Bu suretle hadis hem ma'nen hem de lafzan
sahih olmuş olur. Ancak Kurtubî bu sözleri naklettikten sonra, hadisin «bede'e»
lafzı ile rivayet edildiğini söyleyerek bunu kabul etmemenin yersiz olacağını,
«bede'e» lafzı ile dahi ma'nanın sahih olduğunu bildirmiş; ve «çünkü hadisden
maksat: İslamın az kimseler arasında intişare başladığını; sonra yine az
kimselerde kalacağım haber vermektir. «Zuhur etti» manasına gelen «beda» ise
onu bu maksattan uzaklaştırır.» demiştir.
«Tuba»; masdarından alınmıştır.
«Tîb» güzellik, temizlik, lezzet ve gönül hoşluğu manalarına gelir. İşte
«fuİa> veznindeki «tuba» bu asıldan alınmış; «ta» nın harekesi damme olduğu
için kelimenin «ya» sı «vav» a çevrilmiştir.
Araplar «tuba» yi iki
şekilde kullanırlar ve: «tubake» yahut «tuba leke» derler.
Bu kelimenin manası
hususunda müfessirler ihtilaf etmişlerdir. Sultanülmüfessirin îbni Abbas'a göre
ferah ve göz aydınlığı manasınadır. îkrime 'ye göre «sana verilen ne güzel
şeydir» Dahhak'a göre: «sana gıbta ederim», Katadeye göre: «hayıra isabet
ettin.» demektir. Bazıları: «Tubadan murad; cennettir.» demiş; bir takımları da
cennette bir ağaç olduğunu söylemişlerdir. Nevevî hadisdeki Tubanın bu
manaların her birine ihtimali olduğunu söylüyor. Türkçede bu makamda: «müjdeler
olsun» «ne mutlu» gibi ta'birler kullanılır.
Guraba: garibin
cem'idir. Esas itibarile gurbet: uzaklık demektir. Onun için de vatanından uzak
düşenlere garib denilir. Yine bu manadan alınarak sürgüne tağrib denilmiştir.
Hadisin ikinci
rivayetinde; îslamın, deliğine çekilen yılan gibi. îki mescidin arasına çekilip
toplanacağı bildiriliyor. Bu mescitlerden murad Mekke ile Medine mescitleridir.
Hadisin manası hakkında
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır merhum «Hak dini Kur'an dili» nam eserinde NemH
suresinin son ayetlerini Tefsir ederken şunları söylemiştir: «Bu ayetin
işaretine nazaran İslamın istikbali gece değil gündüzdür. Sönük değil
parlaktır. Ara-sıra basan gece zulmetleri onu dinlendirip tekrar uyandırmak
içindir. Bu mana maruf bir Hadis-i şerif ile şöyle beyan buyurulmııştur: Bu
hadisdeki «Seyeudu» fiilini ekseri kimseler «seyesîru» manasına fi'li nakıs
telakki ederek: «İslam garip olarak başladı (yahut zuhuretti) yine başladığı
gibi garip olacak» diye yalnız inzar suretinde anlamış, bundan ise hep yeis, teammünı
etmiştir. Halbuki Kamus'ta gösterildiği üzere «Ade» de olduğu gibi; dönüp
yeniden başlamak manasına da gelir.
Bu hadis de böyledir.
Yani «islam garip olarak başladı (veya zuhur etti) ileride yine başladığı gibi
garip olarak tekrar başlayacak (yahut yeniden zuhur edecek) ne mutlu o
gariplere» demektir. Hadisin ahirin-deki Fetuba onun inzar için değil, tebşir
için sevk buyrulduğunu gösterir, gerçi, bunda da dönüp garip olmak inzarı yok
değil, lakin dönmeyip yeniden başlaması tebşiri vardır, İşte «Fetuba lilgureba»
müjdeside bunun içindir. Çünkü onlar sabikun-i evvelun gibidirler. Binaenaleyh
hadis de ye'si değil müjdeyi natıktır.
Elmalılı merhumun
izahatı burada bitti şimdi diğer İslam ulemasının izahlarını görelim: Kaadi
Iyaz diyor ki: «İbni Ebî Üveys'in imam Malik (Rahimehullah)'dan rivayetine göre
bu hadisin manası Medine'de İslamiyet garip olarak başlamış ve (günün birinde)
yine oraya dönecektir. Hadisin zahiri umum bildirmektedir. İslamiyet bir kaç
kişi arasında başlamış sonra yayılarak meydana çıkmıştır. Daha sonra ona
noksanlık ve bozuntu arız olacak ve yine başladığı gibi bir kaç kişiden ibaret
kimselerde kalacaktır.
Gurebanın tefsiri bir
hadiste varid olmuştur. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: «Gureba
kimlerdir ya Resulullah?» diye sorulmuş. «Her kabilenin nezileridir.» cevabını
vermiştir.
Nezi' yahut nazî:
Ailesinden uzak düşen manasınadır. Bununla Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
Allah ve Resulullah aşkına ailelerinden uzak düşen muhacirleri kastetmiştir.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in. «islamiyet Medine'ye çekilir»
buyurmasının manası imanın evvel ve ahır bu sıfatta kalmasıdır. Çünkü
İslamiyetin başında imanı halis ve İslamı sağlam olan herkes ya yerleşmek üzere
muhacir olarak yahut Resulullah (Sallalîahu Aleyhi ve Sellem) 'i görmek, ondan
bir şeyler öğrenmek ve ona yakın olmak aşkı ile Medine 'ye gelirdi. Ondan sonra
Hulafa-i Raşidin^ zamanında dahi onlardan adalet numunesi almak, cumhuru sahabe
(Ridvanullahi aleyhim) hazaratiyle onlardan sonra gelen ulemaya uymak, intişar
eden sünneti onlardan almak için bu minval üzere devam ettiler. İman kalbine
yer eden her müslüman Medineye gelirdi. Bu iş ta zamanımıza kadar devam ede
gelmiştir. Maksat Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın kabrini ziyaret etmek
onun gezdiği yerlerle, eserleriyle ve ashab-ı kiramın eserleriyle teberruk
etmektir. Binaenaleyh Medineye ancak mu'min olanlar gelir. «Kaadi îyaz'ın izahı
da burada bitti.
Davudi şöyle diyor: «Bu
mesele Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devriyle ondan sonra gelen sahabe ve
daha sonra gelen tabiîn devirlerine mahsustur. Çünkü o devirlerde vaziyet
dürüst idi.»
Kurtubi; «Bu hadisde o
devirler müslümanlarının doğru yolda ve bid'atlardan uzak olduklarına, onların fi'llerinin
bizim, için hüccet teşkil ettiğine tenbih vardır. Nitekim İmam Malik'in mezhebi
de budur.» diyor.
Buhari şarihi Aynî de
şunları söylüyor: «Bu hal Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile sahabe, tabiîn
ve tebe-i tabiîn devirlerine mahsustur, ki bu müddet doksan seneden ibarettir.
Ondan sonra haller değişmiş, bu husus zamanımızda bid'atlar çoğalmıştır.»
Ulema-i Kiramın
kavillerinden bu kadarcığını gördükten sonra, şunu da arz etmek isterim ki;
bence hadisi şerif kıyamete yakın müslümanlığm başladığı devre döneciğini yani
müslümanlarm azalacağını ve meşakkatlere maruz kalacaklarını takrir
etmektedir. Nitekim bundan sonra göreceğimiz hadiste de kıyamete yakın, «Allah
Allah» diyen kimse kalmıyacağı bildirilmektedir. Dünya müslümanlarının bu günkü
hali nazarı dikkate alınırsa bu hadislerin geleceği haber veren birer mucize
olduğundan şüphe etmemek gerekir. Kanaati acizanemce bu hadisde inzar veya
tebşir diye bir şey yok sadece vukua gelecek hakikati ihbar vardır. Ulemanın:
«İslamın dalgalı devirleri tebe-i tabiîn ile sona erer demelerine bakılarsa
îslamın tekrar eski satvet ve şevketine dönmesi hayli şüphe götürür. Allah'ın
lütfü inayetinden hiç bir zaman ümidimizi kesmemekle beraber bu hadisi zahirî
manası üzerine bırakmak bence eslimi tariktir. Allah'u alem.» ALLAH BİLİR